Kar Küresi

Hikâyeme minik bir ara verip sana bugün kar küremden bahsetmek istiyorum.

Oldum olası sevmişimdir kar kürelerini, hele kışın bir başka güzel olurlar. Ama sahip olduğum hiçbir kar küresi benim için bu kar küresi kadar özel olmamıştı. Bu kimilerince çok basit olabilecek kar küresinin benim için çok değerli olmasının nedeni onu bana oğlumun yapmış olması.

Yıllarca ne yazık ki iş yaşam dengesini çok iyi kuramamış bir anneyim ben. Oğlumu 5,5 aylıkken henüz birkaç haftadır tanıdığım bakıcısına bırakıp işe gittiğimi hatırlıyorum. Ne cesaret değil mi? Şimdi olsa yapar mıyım, o kadar emin değilim. Ama o zaman mecburdum ya da mecbur olmayı seçtim. Gerçi anneciğimin o dönemde bakıcımız alışana kadar kalabilmesi ve bakıcımızın gerçekten çok temiz kalpli ve aynı bir anneanne şefkati ile oğlumuzu kucaklaması bana Allah’ın bir lütfuydu.

Hâlbuki pek çok arkadaşım gibi ben de ücretsiz izin alabilirdim. Biraz daha büyüyünceye kadar oğlumla kalabilirdim. Üstelik çalışmamı gerektirecek maddi yükümlülüklerim de yoktu. Ama işte o sorumluluk duygusu yok mu kanınıza işleyen o bende çok çok fazla vardı ve terazinin bir kefesi hep sorumluluklardan yanaydı.

Sonra bakıcımız, oğlumuz henüz 2,5 yaşındayken işten ayrılmak zorunda kaldı. Biliyorum bu yazdıklarım çoğunuza çok tanıdık geliyor. Sonra başladı mı anaokulu maceramız. Akşam en son işten çıkan ve anaokulunda nöbetçi öğretmenden artık dayanamayıp uyumuş olan oğlumu kucaklayarak eve taşıyan ben, ne yazık ki bunun bir tercih olduğunu ve değiştirebileceğimi o zaman anlayamadım.

Neyse ki artık anneanne ve dedenin yüreği buna dayanamadı ve yerini yurdunu bırakarak ‘’torun baldan tatlıdır’’ diyerek İstanbul’a taşındılar. Anneannenin elinin değdiği torun çiçek açmaz mı, açtı tabii ki. Onun sımsıkı eli benim uzun çalışma saatlerimin yerini aldı. Bir süre sonra ofiste çalışmak yerine işler eve taştı ve evde de çalışmaya başladım. Gece, gece yarısı, sabah çalıştım da çalıştım. İş biter mi bitmez tabii ki, benim ki de bittikçe yenisi geldi. O zaman bu günkü kadar anlamıyordum ama işe fazladan verdiğim her bir dakika oğlumdan çalınıyordu. O sabırla bekledi, bende ona aldığım oyuncaklarla kendi kendimi kandırdım durdum.

Nisan ayında işi bıraktığım ilk sabah erkenden kalkıp onunla uzun uzun kahvaltı yaptığım ve sonrada onu okula bıraktığımda oğlumun gözündeki parlamayı görmeliydiniz. O parıltı dünyadaki hiçbir şeyden daha değerli olamaz ve olmayacak da. ‘’Sen artık evde misin yani anne? Beni okuldan sen alacaksın değil mi anne? ‘’ Kuş olsa kanatlanıp uçacaktı.

O an anladım ki yeniden çalışsam da artık hiçbir şey aynı olmayacak. Çünkü ben artık aynı ben değilim. Hayatımdaki önceliklerim değişti. Artık her şeyden önce ailem var. Eskiden de oğlum her şeyden önce gelir derdim ama söylemek değil yapmak lazım. Hissetmek değil hissettirmek lazım.

Kar küresine geri dönecek olursak; geçen gün oğlumu almaya gittiğimde bu kar küresiyle geldi. Ekoloji dersinde benim için yapmıştı bu kar küresini. ‘’Anneciğim bunu sana yaptım’’ dedi ya dünyalar benim oldu zaten. Şimdi masamın en güzel süsü olan bu kar küresi, para ile alabileceğim tüm süslerden daha değerli hatta paha biçilemez.

Bugün ben, yıllardır çok meşgul olduğum için gidemediğim karne törenine gideceğim oğlumun. Oğlumun 4. sınıfın ilk dönemini bitirmesini kutlayacağız, sonra beraber gidip karne hediyesini alacağız. Belki çalıştığım günlerdeki kadar büyük bir hediye alamam ona; ama yanında olmamı tercih edeceğine eminim.

Senin de imkanın var ise kaçırma bu karne törenini çünkü hayatın tekrarı yok ne yazık ki…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir