Oyun Çadırı

Eh tatil başladı tabi, artık evde benim onu oyalamamı bekleyen küçük bir canavar var. Tam bugün ne hakkında yazsam diye düşünürken elinde çok eskiden aldığımız oyun çadırı paketi ile oğlum geldi.

Sizde de var mı bu alışkanlık bilmiyorum ama bende bir şeyi alıp kenara koymak ve sonra da unutmak gibi berbat bir alışkanlık var. Bu alışkanlık özellikle çok yoğun çalıştığım yıllardan kalan bir alışkanlık. Bu çadır da bu alışkanlığın örneklerinden biri ne yazık ki. Onu aldığım günü çok iyi hatırlıyorum, oğlum henüz 5 bilemediniz 6 yaşındaydı. Bir Cuma günü onunla beraber kuralım diye almıştım ama Cumartesi yetiştirmem gereken bir şey üzerinde çalışırken unutmuş Pazar günü de zaten ortalık toplayıp çamaşır yıkayarak yeni haftaya hazırlanmaktan çadır aklıma bile gelmemişti.

Geçmiş yazılarımda bahsettiğim gibi artık mümkün olduğu kadar önceliklerimi oğluma göre ayarlamaya çalışıyorum. Bu ne demek; oğlum yanıma geldiğinde istediği her ne ise mümkünse o an yapmaya çalışıyorum. O an gerçekten mümkün değilse de ne zaman yapabileceğimi ona söylüyorum. Böylece ne kadar beklemesi gerektiğini biliyor. Annesinin öncelikler listesinin başında yer almaktan da gayet memnun.

Çadırla yanıma gelince de tabi kıramadım hadi yapalım dedim. Aslında bu tür işlerde ben pek becerikli değilimdir. Ama işte serde annelik var onu mutlu görmek için biraz denedim. (Fotoğraftan anlayacağınız gibi çok başarılı olamasam da annesinin uğraşmış olması ona yeter zaten) Bazen bizim küçücük gördüğümüz ilgi kırıntıları bile çocukların gözünde o kadar büyük ve anlamlı ki.

Allah’ım ne kadar zormuş oyun çadırı kurmak. Bir tarafını ayarlarken diğer tarafı elinizden kaçıyor, tam toparladım diyorsunuz bu sefer diğer taraf kayıyor elinizden tıpkı hayat gibi. Hayatımızda öyle değil mi? İşimiz iyi gidiyor derken özel hayatımız bozuluyor, özel hayatımız da çok mutluyken işimiz de sorunlar başlıyor. Her ikisi de iyiyken aile büyüklerimizde sağlık sorunları çıkıyor. Kısacası çadırın dört ucunu dengede tutamayacağımız gibi hayatımızın da hiçbir köşesini dengede tutamıyoruz. Oysa biz sürekli her şeyin mükemmel olacağı bir hayatın peşindeyiz.

Hititlerin çok sevdiğim bir duası vardır. M.Ö. 2000 yıllarından kalma bir Hitit duvar yazısında bulunmuş olan bu dua da der ki;

”Tanrım,
Bana değiştirebileceğim şeyleri değiştirmek için CESARET,
Değiştiremeyeceğim şeyleri kabul etmek için SABIR,
İkisi arasındaki farkı bilmek için AKIL ve
Beni aşkın körlüğünden ve yalanlarından koruyacak DOSTLAR ver…”

Şimdi düşünme sırası sizde neleri değiştirmek istersiniz hayatınızda ya da neleri olduğu gibi kabul etmek zorundasınız. Siz düşüne durun, benim sürem doldu, oğlumla oynamaya gidiyorum.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir