Elma Şekeri

Bugün sizi biraz çocukluğumuza götürmek istiyorum. Hani şu sokaklarda özgürce oynadığımız, akşam komşulara akşam oturmasına gidilen, çocukların günümüzde olduğu gibi yalnız büyümedikleri, ailelerin bugün olduğu gibi kendilerini yalnızlaştırmadıkları günlere götüreceğim.

Benim çocukluğum bir sahil kentinde geçti, arada fotoğraflarını da paylaştığım, cennetten bir köşede. Sıcakların çok olduğu ama karsız olsa da soğuğun iliklerinize kadar işleyip, kemiklerinizi sızlattığı bir sahil kentinde.

Çocukken bile gece geç saatlere kadar sokakta oynadığımı bilirim. Annemin defalarca seslenmelerine rağmen bir türlü doyamazdım komşu coçuklarla oyun oynamaya. Sakın ha haylazdık yaramazdık diye adam olamadık sanmayın. Bugün o komşu coçukların çoğu çok iyi şirketlerde hep üst düzeyde, bir kısmı yine çok iyi üniversitelerin akademisyen kadrosunda, bazıları ise büyük şehirlerin yada yine o çok sevdiğim sahil kentinin hastanelerinde belki sizlere ya da yakınlarınıza bakan doktorlar.

Biz, çocukluğun kıymetini bilen sondan bir önceki nesildik galiba. Bence son nesilde 80 doğumlular. Çünkü bizim ne bilgisayarımız ne de başımızı kaldırmayacağımız tabletlerimiz vardı. Bizim topumuz, ipimiz, salıncaklarımız vardı, ha bir de özellikle akşam oynamaktan zevk aldığım saklambaç. Hep o saklambaç yüzünden geç kalırdım eve. Anneciğim sağ olsun söylenir söylenir ama bir şey diyemezdi.

Bir de komşularımız vardı tabi akşam oturmasına gidilen, çaymış pastaymış börekmiş ikram üstüne ikram yapılırdı, sohbet sohbeti açardı. Bayılırdım o akşam oturmalarına çünkü her ailenin birden fazla çocuğu olduğundan (şimdiki gibi tek çocuk modası yoktu, en az iki çocuğu vardı ailelerin) bir sürü çocuk bir araya gelir çok güzel oyunlar oynardık.

Ve tabi bir de elma şekeri…

Elma şekeri çocukluğumdan kalan en güzel anılardan biridir. Hala var biliyorum elma şekeri ama artık tadı aynı değil emin olun. Çocukken o kırmızı parlak elma şekeri cezbederdi beni, tüm şekerlerden vazgeçer illa elma şekerini isterdim. O kocaman elma şekerini de yemek zordur hani, şimdi istesem yiyemem eminim. Ama o zaman hatırlıyorum bir çırpıda bitirirdim, sanki bir lokmada bitiyor hissi uyandırırdı bende elma şekeri.

Elma şekerini aldığımız yerde bir sürü şeker olurdu. Horoz şekeri, şemsiye şekeri, baston şekeri, çubuk şeker, pamuk şeker vardı da vardı anlayacağınız. Ama ben hep elma şekerini isterdim. Hep o kırmızı elma şekeri.

Bir şeyi seçmek başka bir sürü şeyden vazgeçmektir aslında. Yaptığımız her seçim başka bir şeyden vazgeçmemize sebep olur. Ben de sürekli elma şekerini seçerek vazgeçtim diğer şekerlerden. Oysa belki içlerinden birini daha çok sevecektim elma şekerinden.

Hayatta da tıpkı elma şekeri seçiminde olduğu gibi önyargılı davranırız pek çok şeye karşı. Hep aynı insanlarla görüşmeyi isteriz, hep aynı mekanlarda yemek yeriz, hep aynı yerlerden alışveriş ederiz. Denemek istemeyiz farklı şeyleri. Denediğimiz zamanda da yine önyargılı davranır, bir kusurunu bulmak isteriz.

Bir yerde yeni işe başlamak zordur mesela, çoğu insan sırf bu yüzden değiştirmek istemez işlerini. Neden çünkü alışmışlardır, arkadaşları vardır, bildikleri düzendir. Yeni bir yerde, yeni gelen olmak zordur. Çünkü onun da kusurları aranacaktır.

Şimdi yok canım o kadar da değil dediğinizi duyar gibi oluyorum. O zaman siz hiç çekiştirmediniz yani yeni gelenleri, ne mutlu size. Demek ben sizin kadar iyi bir insan değilim, çünkü benim geçmişte yeni gelenlere ön yargılı davranmışlığım vardır. Her ne kadar bazıları bir süre sonra çok iyi dostlarım da olsa başlangıçta önyargılı davrandığım da bir gerçek.

Oysa hayatta elma şekeri dışında yenilecek şekerler olduğu gibi gezilecek farklı yerler, tanınacak insanlar ve tadılacak lezzetler var. Ben işte şimdi o yeni yerlerin, yeni insanların ve yeni lezzetlerin peşindeyim.

Bence siz de açın kapılarınızı tüm bu yeni şeylere, bazen yeniler eskilerden çok daha iyi olabilir. Ve lütfen seçimlerinizi dikkatli yapın çünkü her seçim aslında bir vazgeçiştir.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir