Sevgili Loriko

Bugün size papağan Loriko’nun hikayesini anlatmak istiyorum. Hani şu yukarıda fotoğrafını gördüğünüz pırıl pırıl kanatları, canlı mı canlı renkleri olan papağanın hikayesini.

Loriko aslında buralardan çok çok uzakta doğmuş, dünyanın ta öbür ucunda. Çirkin mi çirkinmiş küçükken; gri renk, yoluk yoluk tüyleri varmış. Henüz birkaç günlükken bir denizciyle kesilmiş yolları. Denizci çok sevmiş onu; çirkinmiş falan ama çok küçükmüş ve yapayalnızmış, kıyamamış ona, onu da yanına almak istemiş. Avcunun içinde getirmiş Loriko’yu dünyanın öbür ucundaki ülkesine.

Kim görse beğenmiyormuş Loriko’yu herkes daha gösterişli, daha büyük, daha parlak bir kuş hayal ediyormuş. Oysa Loriko cılız mı cılız, çirkin bir kuşmuş. Sahibi insanların düşüncelerini hiç umursamıyor sevgiyle bakıyor, büyütüyormuş kuşunu. Ona eliyle cevizler yediriyor, annesinin yaptığı kurabiyelerden veriyormuş.

Zamanla büyümeye başlamış Loriko, artık Lori diye sesleniyormuş sahipleri ona, kanatları çıkmaya başlamış. Önce turuncu tüyleri çıkmış kanatlarının altında sonra da yeşil parlak tüyler çıkmış. Artık hiç çirkin görünmüyormuş Lori. Hatta çok çok güzel görünüyormuş. Bir gören bir daha bir daha bakmak istiyormuş. Üstelik artık bayağı konuşuyormuş Lori, “Baba” diye sesleniyormuş sahibine.

Çirkin ördek masalında olduğu gibi bizim Lori de gösterişli mi gösterişli bir papağanmış artık. Üstelik cılız bir kuş da değilmiş, kocaman bir kuş olmuş. Sabırla ve ilgiyle büyütülen her canlı gibi o da sonunda çok çok güzel bir hale gelmiş.

Erdemlerin en büyüklerinden biridir aslında sabır. Herkes başaramaz sabırlı olmayı. Bazen gerçekleşmesini istediğimiz şeyleri sabırla beklemek zor gelir, bir an önce ulaşmak isteriz onlara. Oysa sabırla beklemek, vazgeçmemek gerekir. Büyümemiz, olgunlaşmamız gerekir bazen onları hak etmek için. Bazense kabuğumuzdan sıyrılıp çıkmamız gerekir, istediğimiz şeylere kavuşabilmek için.

İnsanoğlu büyümesi en zor canlılardan biridir. Büyümek derken fiziksel olarak büyümeyi kastetmiyorum tabii ki. Ruhumuzun olgunlaşmasından bahsediyorum, onun keskin köşelerinin yuvarlanmasından bahsediyorum. Sabretmekten ve hiç vazgeçmemekten bahsediyorum.

Eğer sahibi sevgiyle, ilgiyle büyümesini beklemeseydi Loriko’nun asla böyle güzel bir kuşa sahip olamayacaktı. Ona hissettiği duyguları hissedemeyecekti, bir canlıyı sevmenin hazzını yaşayamayacaktı. Sabrının mükâfatı Loriko’yla olan bağıydı, ona duyduğu hislerdi.

Atalarımızın güzel bir sözü vardır. “Sabır acıdır, meyvesi tatlıdır” derler.

Sabretmenin ne kadar zor olduğunu bilirim ama sonunda yiyeceğiniz meyve, tüm meyvelerden daha tatlı olabilir.

Artık sabrınız kalmadığında Mevlana’nın şu sözünü hatırlayın ve vazgeçmeyin istediklerinizden;

“Sabır öyle bir iptir ki kopar sanırsın; o gittikçe güçlenir.
Sen bitecek sanırsın; o gittikçe çoğalır.”

Bugünlük de benden bu kadar sevgili okur.

Loriko’ya ne mi oldu?

Ne yazık ki artık Loriko’ya bakamayacağı için sahibi onu bir aileye verdi. Ama ona gözü gibi bakabileceklerini bildiği, tanıdığı bir aileye teslim etti. Loriko, önce yadırgadı yeni yerini, küstü konuşmadı. Sabırla, sevgiyle ilgilendi ailenin fertleri onla. Alışması için fırsat verdiler ona, sabırla beklediler. Sabırlarının sonunda Loriko onlara alıştı. Yine o şen çığlıkları duyulmaya başladı evin içinde. Onlarla yaşıyor şimdi, çok mutlu, üstelik artık onu seven daha fazla insan var.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir