Kendini Aşmak

Bir insan için en zor şey kendisi ile rekabet etmektir. Bu nedenle herkes başkaları ile rekabet etmeyi tercih eder. Kendini geçmek zordur, çünkü her sefer biraz daha iyisini biraz daha iyisini yapmak zordur. Oysa kendini geliştirmek geliştirir insanı.

Ben şahsen başkaları ile yarıştırılarak büyütülmüş bir kuşaktan geliyorum. Daha ilkokuldayken Anadolu Lisesi sınavlarına hazırlanıyordum. Annem daima önce benim notumu sonra da sınıfımdaki diğerlerinin notlarını sorardı. Başarım hep diğerlerinin başarılarıyla ölçüldü.

Bazen bir öncekinden yüksek not aldığım dersler ya da daha yüksek puan aldığım sınavlarda bile başkalarının gerisinde kaldığımda “aaa daha fazla çalışmalısın” dendi. Çıta hep başkasının başarısına bağlandığı için de başarılı olduğumda başarılarım ne yazık ki gözden kaçtı.

Bunda ebeveynlerimizi suçlamanın çok doğru olduğunu düşünmüyorum. Yalnız benim annem böyle değildi çünkü, bütün anne babalar böyleydi. Hatta benim annem ve babam diğerlerine göre daha yumuşaktı bile diyebilirim.

Bizim kuşakta başarısı başkalarıyla kıyaslandığı için çok örselenmiş psikolojik olarak zarar görmüş çocuklar tanıyorum.

Ebeveynlerimize de öyle öğretilmişti. Öyle görmüşlerdi ailelerinden.

Oysa her çocuğun başarılı olduğu alanlar farklıdır. Mesela benim başarı çıtam daha ilkokuldayken Türkçe’den yanaydı hiç Matematikçi olamadım. Sosyal yönüm hep daha kuvvetliydi. Evet, Anadolu Lisesi’nde okudum ama Edebiyat mezunuyum mesela. Anadolu Lisesi’nde başarılı olmaya başladığım yıl Lise 1 ‘dir. Sınıfların Edebiyat, Fen ve Türkçe-Matematik olarak ayrıldığı o yıl.
İşte o zaman ben kendimi aşmaya başlamıştım. Yine sınıfımdakiler ile kıyaslanıyordum. Ama artık kulvarlarımız aynıydı. Çünkü zaten kıyaslandıklarımın hepsi aynıydı.

O yıldan sonra sanırım hep kendimle yarışmaya başladım. Galiba o yıldan sonra annem de sormayı bıraktı artık sınıftakileri. Zaten sınıfın en iyilerindendim artık sormaya gerek yoktu.

Bense bugün oğluma hep kendiyle yarışmasını salık veriyorum. Bazen kötü alıp üzüldüğünde bir önceki notunu soruyorum, eğer ondan yüksekse diğerleri iyi almış olsa bile önemi yok, o ilerlemiş demektir. Yok, eğer notta düşme varsa anlamadığı bir şey olup olmadığına bakıyoruz. Başarısızlığın hiçbir zaman çocukların suçu olduğuna inanmadım. Ortada bir başarısızlık varsa öğretmenin, ebeveynin ya da okulun suçu olabilir.

O da artık bu mantığı anladığından eskisi gibi kendinden biraz yüksek alan biri oldu mu üzülmüyor. Hemen oyunumuzu oynuyor bir önceki notuna bakıyor, bakalım bakalım düşük mü yüksek mi? Bir puan bile düşük olsa görseniz nasıl seviniyor.

Neden mi? Çünkü kendini aşmış oluyor.

Aslında bugün size kendini aşmış iki pırıl pırıl gençten söz etmek istiyorum. Türkiye’ye ilk buz pateni madalyasını getiren ve bu gururu Türk halkına yaşatan Çağla Demirsal ve Berk Akalın’dan bahsetmek istiyorum. Bosna Hersek’in başkenti Saraybosna’da Uluslararası Buz Federasyonu tarafından düzenlenen 2016 Artistik Buz Pateni Şampiyonası’nda 3. olarak bronz madalyayı kazanan ve kürsüde milli marşımızın çalınmasını sağlayan bu pırıl pırıl çocuklardan bahsetmek istiyorum.

Henüz 19 yaşında olan bu iki genç 2012 yılında Avusturya’da düzenlenen Ice Challenge yarışmasında Junior kategorisinde de yine ödül alarak bizi gururlandırmışlardı. 2013 yılında ise 38. Dünya Gençler Artistik Buz Pateni Şampiyonası’nda finale kalmış ve çıtayı biraz daha yukarıya taşımışlardı.

Bu yarışmayla hem bir üst kategoriye geçmiş oldular, hem de uluslararası bir yarışmada Türkiye’nin adını duyurdular.

Onları dans ederken izlemek isterdim canlı olarak ama neylersiniz ki artık televizyonlarımızda buz pateni seyredemiyoruz. Çocukluğumdan beri keyifle izlediğim bu sporda ülkemin başarını görememek beni kahretti. Çocukların serbest dansını Youtube’dan izledim.

Kendi ülkemin sporcunun başarısını Youtube’dan izlemek bence utanç verici. Bence ülkemin kanalları yayınlamalıydı o finali. Hele ki o serbest dans gösterisini. Nasıl harika dans ettiklerini ne kadar başarılı olduklarını izlemenizi isterdim.

O heyecanlarına tanık olmanızı isterdim, kalplerinin nasıl çarptığını sanki ben yerimde hissediyordum.

İşte bence kendini aşmak budur. Çıtayı hep biraz daha yukarı koymak, biraz daha biraz daha başarılı olmaktır.

Şimdi 2018 yılında Kore’de yapılacak olan Kış Olimpiyatları’na gitmek için bir adım daha atmış oldular. İnşallah bizi orada da başarıyla temsil edecekler.

Bu iki pırıl pırıl genci yürekten kutluyorum. Bize bu gururu hele ki bugünlerde çok ihtiyacımız olan bu mutluluğu yaşattıkları için teşekkür ediyorum.

Vaktiniz olursa izleyin Youtube’da gösterilerini bakalım siz de benim kadar beğenecek misiniz.

“Kendini Aşmak” için 3 yorum

  1. Çok iyi bir noktaya değinmişsiniz.Başkalarıyla yarışmaktansa kendimizle yarışmak, kendimizi aşmak.Ama bu işin bir yaşa kadar aileye, sonra ise çocuğa bağlı olduğunu düşünüyorum.

    1. Çok haklısınız, aile çocuğa bu özelliği kazandırabilirse çocuk da sürdürecektir. Bugün devam ettirdiğimiz pek çok özelliği bize ailelerimiz kazandırmadılar mı ?

      1. Çok haklisiniz hocam bizdeki degerlerin cogunu ailemiz sayesinde kazaniyoruz. Blogunuzu severek takip ediyorum yazilarinizin devamini bekliyorum.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir