Bilyeler

Birkaç gündür sanki bir şeyler beni empati üzerine yazmam için zorluyor. Olaylar üst üste gelince bana da yazmak farz oldu tabii ki.

Önce dünden başlayalım. Dün akşam rutin saatimde oğlumu almaya gittim. Oğlum bu aralar nedense sıkça olduğu gibi yine üzgün geldi. Bir arkadaşının bilyelerinden onun için son derece özel olan bir tanesini kaybettiği için son derece üzgündü. Tabii ki arkadaşı da bilyesi kaybolduğu için son derece üzgün ve kızgındı. Neyse çocukluğun verdiği ufak bir iki didişmeden sonra dilim döndükçe ikisine arkadaşlığın bilyelerden daha önemli olduğunu anlatmaya çalıştım. Bilyenin bulunabileceğini ama bu kazandıkları şeyin gerçekten zor kazanılabilen bir şey olduğunu söyledim ikisine de.

Tabii ki ikisi de ancak 9 yaşındaki bir çocuğun anlayabileceği kadar anladılar ne yazık ki.

Sonra oğluma ev yolunda empatiyi anlatmaya başladım arkadaşının kızgınlığını anlayabilmesi için. “Onun yerinde olsan en sevdiğin legonu arkadaşın kaybetmiş olsa ne hissedersin?” dedim. Gözlerinden anladığını anladım ama bana dile getirmek istemedi. Ben de üzerine düşmedim daha fazla bence mesaj çok doğru bir yere tam da kalbine gitmişti.

Sonra aslında biz büyüklerin de empatiyi ne kadar az yaptığımızı fark ettim. Empati kendinizi karşınızdaki insanın bulunduğu durumda düşünmeniz ve onun duygularını, neler hissettiklerini hissetmenizdir. Son derece insanidir. Karşınızdaki ile bağ kurarsınız.

Yeri geldiğinde hatalarınızı görmeniz ya da bazen de karşınızdakinin nasıl hissettiğini anlamanız açısından son derece önemlidir.

Biz aslında bu son günlerde empati kurma karşımızdakinin yaşadıklarını hissetme duygumuzu yitirdik. Kendi dört duvar evlerimizin içinde kendi dünyamızda yaşıyor ve bizim dışımızdakileri umursamıyoruz. Karşımızdaki insanlarla empati kurmuyoruz. Onların ne hissettiklerini duygularını önemsemiyoruz.

En yakınımızdakilerle bile en sert tartışmalara giriyor ama onun yerine geçip onu anlamaya çalışmıyoruz. Oysa empati pek çok sorunun üstesinden gelebilecek bir ilaçtır.

Daha önce dediğim gibi sosyal medyayı sık kullanan biri olduğum için her sabah ve akşam mütemadiyen bir kontrol yapıyorum, atladığım görmediğim bir şey var mı diye.

Bu sabah bir videoya denk geldim. Video, önce iki çocuğun kavga etme aşamasına geldiği ama daha kavganın başlamadığı bir anda başlıyor ardından iki adamın trafikte kavga etmek üzere olduğu bir an, sokakta çarpışan iki adam yine kavga etmek üzereler tabii ki ve de son olarak birinin üzerine kahve döken bir kadın. Sanırım 4 farklı insan grubu ortak noktaları tam da kavga etmek üzere olmaları. Sonra tekrar çocuklara dönüyor kamera, çocuklar kavga etmek yerine birden kahkaha atmaya başlıyorlar. Sonra diğer 3 grubun da kahkalarla güldüğünü ve sorunların altından beraberce kalktıklarını görüyorsunuz ve de slogan “Çocuk gibi”.

Artık biraz çocuk gibi davranmanın zamanı sinirli, kavgacı tavırları bir yana bırakıp hepimizin insan olduğumuzu hatırlamanın zamanı. Birarada insanca yaşayabilmek için inanın buna çok ihtiyacımız var.

Kolay olan kavga edip birbirimizi kırmak, hepimiz gücümüz yettiğince saldırabiliriz birbirimize ama zor olanı yapıcı olanı seçer anlamaya çalışırsak birbirimizi ilerleriz büyürüz. Hem karşımızdakilerin yaralarını sarmalarına yardım ederiz hem de kendimiz öğrenir gelişiriz.

Hepimiz insanız ve hatalarımız var. Bir gün birilerinin bizi anlamasını istiyorsak biz de sık sık empati kurmalı ve karşımızdakini anlamaya çalışmalıyız.

Ben bugün bana bu yazıyı yazmak için ilham veren bu iki güzel çocuğa aslında arkadaşlığın ne kadar değerli olduğunu hatırlatan birer armağan aldım. Dilerim gelecekte bugünleri gülerek hatırlayacak ve dostluklarının keyfini çıkaracaklar.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir