Küçük Mutluluklar ve Büyük Hayaller

Evet, bayağı bir zaman geçti yazı yazmayalı. Önce teşekkür etmeliyim mail atan, mesaj atan, neden yazmıyorsunuz, hasta mısınız, iyi misiniz diye soran pek çok kişi oldu. Doğrusu düzenli olarak sayfamı takip eden insanlar olduğunun gerçekten farkında değildim.

Bahane üretmeye gerek yok, yazmadım çünkü yazamadım. Hani insanın hiçbir şey yapacak gücü olmaz ya bazen. Kolunuzu bile kaldırmak istemezsiniz, ben bir süredir böyle bir ruh hali içerisindeyim. Ne okuduğum kitapları bitirebiliyor, ne yazmak için başladığım yazıları tamamlayabiliyorum. Defterlerim yarım bırakılmış makalelerle dolu. Yüksek lisans tezim yarım bir şekilde bitirilmeyi bekliyor.

Arkadaşlarımla ”olur buluşalım” dediğim ama bir türlü gerçekleştiremediğim buluşmalar var.

Sanki hayatım askıda, yaşayan ben değilim, kendi kendimi dışardan izliyor gibiyim. Zorunlu olarak yaptığım işler ve sorumluluklarım dışında ne yazık ki bir süredir yaptığım hiçbir şey yok. Hatta kendim için yaptığım neredeyse hiçbir şey yok.

Sanki kışla birlikte ben de hayata duyduğum enerjiyi kaybettim. Onu geri kazanmaya çalışıyorum. Bu çalışma sırasında da kendi içime dönüyor ve en çok kendimi dinleyip anlamaya uğraşıyorum.

Kendi kendimle konuşuyorum, ne istediğimi neyi istemediğimi çözmeye çalışıyorum. Aslında bazen istediklerinizi anlamak için neyi istemediğinizi bilmeniz gerekir.

Mutluluklarımın, mutsuzluklarımın nedenlerini çözmeye çalışıyorum. Beni mutlu eden ama artık yapmadığım şeyleri yeniden hatırlamaya çalışıyorum. Bazen çocukluğuma bazen gençliğime dönüyorum.

İşte tam da böyle bir günde eski ajandalarımdan biri geçti elime, sanırım bir yıl önce kendim için aldığım notlar var içinde, o notlardan birinde aynen şöyle diyordu:

”Daha çok hayal kur”

Diğer insanlar için belki de çok anlamlı olmayan bu öğüt benim için oldukça anlamlı.

Ben oldum olası hayal kurmayı çok sevmem, ya da sevmem demeyelim de beceremem. Kimseden bir şeyler istemeyi sevmediğim gibi fazlaca da hayal kurmam. Tabii ki istediklerim her zaman var, ama genellikle onların olmaması ihtimaline odaklandığım için korkarım hayal kurmaya.

Ya olmazsa korkum bastırır beni hep. Bu yeni bir huy değil aslında sanırım çocukken de böyleydim.
Bir şeyin olmayacağına dair en ufak bir şüphe ya da kaygı duydum mu vazgeçerim onu yapmaktan aman olmayacaksa ben vazgeçeyim düşüncesiyle ilk bırakan ben olurum.

”Aman kaybetmemeyim, ben bırakmış olayım” duruşudur aslında bu hareketin arkasında yatan. Oysa kaybetmektir çoğu zaman bir insana bir şeyleri öğreten ve denemek, ucunda kaybetmek olsa da yapılması gereken tek şeydir.

Bu notu ajandama kaydettiğim gün büyük ihtimal bunun farkına vardığım ilk gündür.
Kendimi uyarmışım aklımca daha büyük hayaller kur demişim. Daha büyük hayaller kur ve onlara ulaşmaya çalış.

Peki, uydum mu öğüdüme, kurdum mu daha büyük hayaller, hayır. Demek ki bu konuda hiç ilerleme kaydedememişim. Hala aynı yerdeyim.

Ama pardon bir adım atmışım, artık hatamı biliyorum sadece aksiyon almaya başlamamışım.

Yazılarımı takip edenler çok iyi bilirler ki bu bloğun kuruluş amacı; hayattan daha fazla keyif alabilmek ve daha mutlu olmak için kendimi daha iyi tanımak ve kendimi olduğum gibi kabul edip, sevme serüvenimi başkaları ile paylaşmak, benim gibi duygular yaşayanlar ile paylaşımlarda bulunmaktı.

Sadece kendim hakkında düşündüğümde bile farkına vardığım aslında beni ben yapan ve belki de gerçekten vazgeçmem gereken pek çok özellik var. Bu da hala yazmam ve paylaşmam gereken pek çok şey olduğunu gösteriyor.

Hala kendimi tanımak ve anlamak için yolum olduğunu görüyorum. Hayatın aslında tamamının bir yolculuk ve serüven olduğunu görüyorum. Mutluluğun aslında varılması gereken bir hedef yada yolun sonundaki ışık değil her bir anda gizli olduğunu görüyorum.

Bu serüvenin içinde hiç anlamlandıramadığımız mutsuzluklar ve kaygılar olduğu gibi aslında farkına bile varmadığımız yanından geçip gittiğimiz, kış günü açan kır çiçeğinin bizde yarattığı küçük mutluluk kıvılcımı gibi pek çok küçük mutluluk kıvılcvımı barındırıyor.

Aslında mutlu bir hayat geçirebilmek bu küçük kıvılcımları karçırmadan bir ateş yakabilmekten geçiyor.

Bizi biz yapan aslında seçimlerimiz, silkinip kendimize gelip rehavetten kurtulup yolumuza devam mı edeceğimiz yoksa yerimizde durup suçu başkalarında arayarak içinde bulunduğumuz durum hakkında bahaneler mi üreteceğimizdir.

Ben ilkini seçtim, bugün yarım kalan kitaplarıma devam edip yeniden tezimi yazmaya başladığım gündür. Yine bugün neredeyse 2 aylık bir aradan sonra yeniden yazmaya başladığım gündür. Elden geçirilecek çok makale var. Yazmak ve çalışmak gerek.

O zaman yeniden hoş geldin sevgili okur, gel senle büyük hayaller kuralım ve küçük mutlulukların keyfini çıkaralım.

Birbirimize öğreteceğimiz çok şey var.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir