Kapıları Aralamak

Hayat denilen serüven oldukça gariptir aslında. Bir şeyi ne kadar çok arzular, onun için ne kadar çok istek duyarsak onu o kadar zor elde ederiz.

Birini çok severiz, çok ister, çok özleriz. Ama en çok da onu kırarız. Uğruna dünyaları vereceğimiz kişi bir bakarız bize bir yabancı olmuş.

O çok sevdiğimizin değerini yazık ki kaybetmeden anlayamayız. Hayatımızdaki yerini onu ne kadar sevdiğimizi ne yazık ki ancak o hayatımızdan çıktıktan sonra anlarız.

Günlük koşturmacalarımız arasında ne yazık ki en çok ikili ilişkilerimiz zarar görür. Çünkü hep başka şeylerin peşindeyizdir. Çok yoğunuzdur, işimiz vardır, yorgunuzdur. Çoğu zaman da yorgunluğumuzun kızgınlığımızın acısı hep o nazımızın en çok geçtiklerinden çıkar.

Giderek uzaklaşmaya başlarız birbirimizden, birbirimizi anlamaz duymaz oluruz, herkes kendini haklı görür, çoğu zamansa aslında iki tarafta kendince haklıdır.

Oysa herkes ben haklıyım diyordur. ”Ben haklıyım o haksız.”

Empati devreden çıkar yerini bağrış çağırışlar alır.

Bazen de suskunluklar. İşte en tehlikelisi aslında o suskunluklardır.

İnanın en ağır bağrış çağrış bile ilişkiyi kurtarma çabasıdır aslında. “Beni dinledir”, “ben buradayımdır”. “Gör beni diyordur” karşımızdaki.

Ama suskunluklar, vazgeçmektir, yitirmektir, kaybetmektir aslında.

Ama dedim ya gözler görmez olmuştur ne yazık ki. Bazen araya giren kişiler, bazen araya giren işler, zamanla ara gittikçe daha çok açılır. O birbirinden başka hiçbir şeyi görmeyen gözler, görmez olur. Dudaklar konuşmaz olur, sinsi bir suskunluk girer araya.

Dil susunca gönül küser, vazgeçer. Yorgundur zaten savaşmaktan, kırılır çekilir köşesine.

Oysa bu gibi durumları bitiren gösterilen ufak çabalardır aslında.

Baş başa geçirilen güzel bir yemek, iş ve diğer başka şeylerin konuşulmadığı bir sohbet içten ve dürüst bir ortama ihtiyaç vardır. Çoğu zaman dinlenilmek, anlanmaktır istenilen.

Herkesin eteklerindeki taşları dökmeye, paylaşmaya ihtiyacı vardır. Suskunluk ortadan kalkmalı gönül dile gelmelidir. Çünkü herkes herşeyden önce anlaşılmak ister.

Ben işte böyle özel anlarda ne sorunların çözüldüğünü gördüm inanamazsınız. Yıllarca içinizde sakladığınız sorunlar tam da işte böyle ortamlarda dile getirilir.

Empati girer devreye ‘’aaa sen öyle mi anladın, ama ben onu demek istemedim’’ler dile gelir. Oysa siz bambaşka bir şey anlatmak istemişsinizdir.

”Siz seviyorsunuzdur onu, kırabilir misiniz? ”

Hayat işte tam da bu anlarda saklıdır. Mutluluk o kapının ardında sizi bekleyen küçük bir çocuk gibidir, elinizi uzatsanız tutacağınız. Sinmiş köşesinde ağlamaklı sizi beklemektedir.

Bu tür durumlarda usta olmak kar etmez. Burada samimiyet önemlidir. Siz ne kadar samimiyseniz karşınızdaki de o kadar samimidir.

Ve samimiyet sorunların daha kolay çözülmesini sağlar. Karşınızdaki samimi olduğunuzu düşündüğünde indirir gardını.

Size olan sevgisi depreşir. Aslında birbirinizi ne kadar kırdığınızı anlar. O da başlar alttan almaya.

Evet, tüm sorunları halletmek imkansız ama kapı aralanmıştır. Samimiyetle sorunların üstüne gittiğinizde halledilemeyecek bir şey yoktur.

Eğer siz de benzer sorunları yaşıyorsanız, uzatın elinizi kapının arkasında sizi bekleyen çocuğa, samimiyetle oturun sevdiğinizin karşısına ve gözünün içine bakarak anlatın dertlerinizi, kim bilir belki o da bunu bekliyordur.

İnanın bunu yaparak hiçbir şey kaybetmezsiniz, ama ilişkinizi geri kazanabilirsiniz.

Dilerim o kapının ardında sizi bekleyen mutluluğu yakalar ve sevdiğinizin yeniden gönül birliğine varabilirsiniz.

Ne güzel demiş Sait Faik;

‘’Dünyayı güzellik kurtaracak, bir insanı sevmekle başlayacak her şey’’

E o zaman ne duruyoruz, sevelim ve sevilelim. Ama en önemlisi sevgimizin kıymetini bilelim.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir