Kum Saati

Uzun zaman oldu, ben bile bir bloğum olduğunu unutmaya başlamışken hala bloğu takip edenler olduğunu görmek bana hala anlatacaklarım olduğunu hatırlattı.

E hal böyle olunca da oturdum yine boş sayfanın önüne.

Bunca zaman yazmadım sanıyorsanız yanılıyorsunuz, bir sürü hikaye yazdım.

Boğaziçi Üniversitesi’nde bir Yaratıcı Yazarlık Kursu’na başladım. Sadece size daha güzel yazılar yazayım diye başladığım kurs beni kurmaca dünyaların büyüsüne taşıdı. Hala bu kursta pek çok harika yazar adayı ile birlikte atölye çalışmalarına devam ediyorum.

Yazıyorum ve yazmaktan vazgeçeceğe de benzemiyorum.

Hala tezimi yazıyorum, tamam bitirememiş olabilirim ama hala yazıyorum. Bir gün bitecek biliyorum.

Ve hala kendimi sorguluyorum, acımasızca eleştirmiyorum ama sadece sorguluyorum.

Bir şeyin net olarak farkına vardım ki geçmişle barışmadan geleceğe bakabilmek hatta ondan da önemlisi andan keyif almak çok zor.

Ben aslında bunca yıl hep geçmiş pişmanlıklar ve gelecek kaygıları arasında yaşamışım. Andan keyif almaksa ancak bu yaşıma kalmış.

Peki, şimdi şu an andan keyif alabiliyor muyum?

Almaya çalışıyorum ya da öğreniyorum diyelim.

Ben mutluluk yerine başarı mottosu ile yetiştirilmiş bir kuşağın çocuğuyum. Bizi anne babalarımız başarı hedefli olarak yetiştirdi.

Onları suçlamak değil amacım, onlarda tüm ebeveynler gibi çocuklarını en iyi şekilde yetiştirmeyi amaçlıyorlardı.

Başarı olursa mutluluğun da beraberinde geleceğini düşündüler hep.

Oysa hayatın bu yaşıma kadar bana öğrettiği en önemli şeylerden biri her zaman başarı ve mutluluğun yan yana yürümediği idi.

Yanılmışlardı.

Hayatımda çok başarılı ama çok mutsuz dönemlerim de oldu.

Kendimi başarısız olarak gördüğüm ama mutlu olduğum dönemlerim de oldu.

Bana göre hayatımın hedefi başarı değil mutlu olmak olmalıydı.

Evet bizimki gibi bir ülkede bu çok ütopik bir düşünce biliyorum.

Maddi kaygılarımızın fazlaca olduğu, toplum baskısını çokça hissettiğimiz, kendimizden çok el alem için yaşadığımız bir ülkede kendi mutluluklarımız için yaşamak da zor tabii ki.

Ama bir ucundan bunu yapmaya başlamak zorundayız yoksa yaşadığımız hayat bizim değil onların hayatı olacak ve biz bizim olmayan bir hayatı yaşadığımızı fark ettiğimizde belki de çok geç olacak.

Sakın buradan hepimiz işlerimizi bırakalım, kendimizi zevk-ü sefaya verelim anlamı çıkarmayın. Her gün yapılan zevk-ü sefa bile insana fazla gelir. Tabi ki çalışacağız ama bizi mutlu eden şeyleri de ihmal etmeyeceğiz. Kafamızı kuma gömüp çevremizi mutlu etmek uğruna kendimizi unutmayacağız.

Anı yaşayacağız, ufak şeylere takılmayıp o andan keyif almayı öğreneceğiz.

Çok değer verdiğim bir arkadaşım geçmiş yazılarımdan birinin sadece giriş kısmını okumuş ve sormuştu bana;

“Bunların ne kadarını sen uyguluyorsun?”

Çok haklıydı aslında bir kısmını ben de istediğim kadar uygulayamıyordum.

Ama bunların farkına varmıştım en azından bu bile büyük bir adım sayılmaz mı?

Bence beni 2-3 yıl önceki kadından ayıran da bu farkındalık aslında.

Çaba harcıyorum, daha iyi, daha mutlu ve daha faydalı bir ben yaratmaya çalışıyorum.

Yalnızca başkaları için değil kendim için de faydalı olmaya çalışıyorum.

Geçmişi, yaşadıklarımı, ilişkilerimi düşünüyorum.

2-3 yıl önce keşke yapmasaydım dediğim geçmişte yaşadığım pek çok şeyi olduğu gibi kabul etmeye çalışıyorum.

Kendini olduğu gibi kabullenmek bu işin başlangıcı galiba, bunu başaramadan bir yere varmak mümkün değil.

Geçmişte yaşadığım üzüntüler, kırgınlıklar belki kızgınlıklar olmasa bugün ben olmazdım. Başımıza gelen her şey bizi büyütüyor.

Yine bir arkadaşımın dediği gibi hayatımızdan -saydı, -seydi ve -acak, -ecekleri çıkarmadıkça anın keyfini çıkarmamız mümkün değil.

Öyle olsaydı böyle olsaydı diyerek geçmişte olanları değiştiremeyiz.

Şöyle olacak böyle olacak diye de geleceğe de şekil veremeyiz.

Çünkü elimizde geçmişi değiştirecek ve geleceği şekillendirecek bir kudret yok.

Sadece bu anın kıymeti ve seçimlerimiz var.

İster bu anın kıymetini bilir ve keyfini çıkarırsınız.

İster kendinizi geçmişin tozlu sayfalarındaki pişmanlıklara ya da geleceğin bilinmezliklerinin kaygılarına bırakırsınız. Tercih sizin.

Ben mi ne yapıyorum?

Tam olarak bu anın keyfini çıkarıyorum. Yazıyorum ve paylaşıyorum.

Bundan daha büyük mutluluk olabilir mi?

Bırakın kum saati akmaya devam etsin siz sadece anın keyfini çıkarın.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir