Yaralı

İnsanoğlu aslında özünde son derece bencil bir varlık. Hep kendini düşünen ve önemseyen bir yanı var. Zaman içinde bu özelliğini törpüleyebilen, kendini geliştiren insanlar var tabii ki, ama bu özelliği tamamen ortadan kaldırmak çok zor.

Hepimiz kendimizi önemser ve başımıza gelenlerin diğerlerinden farklı olduğunu düşünürüz. En kötüsü bizim başımıza gelendir, en acısını biz yaşamışızdır, bizimle benzer şeyleri yaşayan hatta bizden daha kötü şeyler yaşayan insanların olabileceği aklımıza gelmez.

Aslında aklımıza gelir de işimize gelmez; kendi acılarımızı büyütmek nedense anlamsız bir haz verir bize.

Bazen kendi yaralarımızı o kadar büyütürüz ki gözümüzde, karşımızdakinin de yaraları olabileceğini düşünemeyiz. Kendi yaralarımız o kadar ağır gelir ki sürekli onları anlatır dururuz sanki acılarımızı, yaralarımızı yarıştırır hale geliriz.

Bu hakemi olmayan, acımasız yarışta hep birinci biz geliriz.

O kadar çok büyütürüz ki kendi acılarımızı gözümüzde bizden daha fazla acı çeken insanlar olabileceği aklımıza gelmez olur. Kendi acılarımız üzerinden düşünür ve karşımızdakini görmezden geliriz. Oysa her zaman karşımızdakinin bizden daha taze, daha derin yaraları olması ihtimali vardır.

Biraz empati ve tüm bu acıları yaşayanların kendimiz olmadığını bilmek, bize belki de çok daha iyi gelecektir. Ama yaralarımızdan akan kanın tadı tatlı gelir kanatır dururuz. Kendi kanımızla beslenir hale geliriz.

İşin acısı en çok kendimizin yaralı olduğumuz yalanını söyleye söyleye kendimizi inandırırız.

Oysa herkesin kendince acıları yaraları var bu hayatta, ama az ama çok, belki çok derin, belki çok taze.

Hepimiz yaralıyız, hepimiz acı çektik.

Önemli olan aslında hani hep söylenir ya, düştükten sonra ayağa kalkabilmektir diye. Evet, tüm bu acılar ve yaralarla ayakta kalmayı becerebilmektir.

Düşmeden yürüyemeyen her çocuk gibi acı çekmeden, yaralanmadan büyüyemeyiz.

Size bundan sonra hiç acı çekmeyeceğinizi, hiçbir yeni yaranız olmayacağını söylemek isterdim ama bu imkansız, hayat acı ve tatlı anlarla dolu.

Belki de en önemlisi kendi yaralarını sarabilir hale gelmektir. Çevrenizde dostlarınız, arkadaşlarınız, sevdiğiniz insanlar olabilir; ama önce siz, kendi yaralarınızı sarmayı öğrenmelisiniz. Kimseden sizin yaralarınızı sarmalarını beklemeyin.

Çünkü tıpkı sizin başka birinin yaralarını ancak o istediği kadar sarabileceğiniz gibi sizin yaralarınızı da ancak sizin izin verdiğiniz kadar sarabilirler.

İşte tam da bu yüzden siz kendi yaralarınızı sarmayı öğrenmelisiniz.

Belki düşüşünüz sizin hazır olduğunuz, beklediğiniz bir durum değildi ama kalkışınıza hazırlayabilirsiniz. Çünkü her düşüşün bir kalkışı vardır.

Ve unutmayın ki eğer siz onlardan bir şeyler öğrenmeyi bilirseniz her yara iyi bir öğretmendir aslında.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir